Türkiye’deki öğrenciler OECD ve üye ülkeleri sıralamasında hayattan memnuniyet konusunda listenin en sonunda…

“Çocuklarınıza yaşamdan söz edebilirsiniz,

Ama sizin sözleriniz yaşamın kendisi olamaz,

Onlara gördüklerinizi gösterebilirsiniz,

Ama sizin gösterdiklerinizle onların gördükleri

İlelebet farklı olacaktır…”          

William Martin

Ah şu annelik babalık, onun doğumunun ilk anından itibaren kendi üzerimizde hissettiğimiz büyük sorumluluk… Onları en iyi yetiştirme telaşımız, onları koruma içgüdümüz, aman yavrumuz zarar görmesin, hayal kırıklığına uğramasın çabalarımız, onun için en iyisini isteyişlerimiz… İtiraf edelim hepimizin içinde ‘çocuğuma hayatı anlatayım, doğruları göstereyim, o hiç üzülmesin, yanlış yapmasın, gerekirse pamuklara sarayım ama hep mutlu olsun’ diyen bir taraf var. Peki biz içtenlikle onlar için en iyisini isterken gerçekte neler oluyor?

Bir uzman olarak öğrencilerin meslek seçimi ile ilgili yaptığımız izotomi görüşmelerinde çoğu zaman ailelerden bazı cümleler duyabiliyorum.

“Çok içine kapanık, o kadar sosyal ortama sokuyoruz hala odasında oturmayı tercih ediyor. Biz ailece çok sosyaliz bu çocuk niye böyle oldu anlamıyoruz, sosyal olsun hayattan keyif alsın istiyoruz”

“Okulda başarılı, dersleri iyi ama hiç hırslı değil böyle olunca sınavda daha iyisini yapamayacak gibi gözüküyor. Aslında daha iyi üniversiteler kazanabilir”

“Aklında bir meslek var ve onda diretiyor aslında onun için daha iyileri olacağını biliyorum.”

“Artık herkes işletme okuyabiliyor. Endüstri mühendisliği üzerine işletme yüksek lisansı yapmak onun için daha iyi…”

“Hayatım boyunca yurt dışında yaşamak istedim. Ona yurt dışında okuma fırsatı verebiliriz ama o Türkiye’de psikoloji okumak istiyor.”

*******

Bir önceki sorumuzun cevabına dönersek, gerçekte neler oluyor?:

PISA 2015 verilerine göre Türkiye’deki öğrenciler OECD ve üye ülkeleri sıralamasında hayattan memnuniyet konusunda listenin en sonunda, yani onlardan mutsuzu yok…

Öncelikle derin bir nefes alıp sakin kalmak gerektiğini düşünüyorum. En iyi ebeveyn olmak adına çocuğun tüm hayatını kontrol etmeye çalışmayı bırakmalıyız. Eğitim sistemi ve sınav gerçeğinin farkındayım. Ama tüm koşullara rağmen ebeveyn olarak yapacaklarımız var ve aslında bunlar düşündüklerimizden daha kolay. Hadi bunlar neler şimdi onlara bakalım:

  • Bizim ve çocuğumuzun kişiliği, hayata bakışı, beklentileri aynı olmayabilir. Farklılıkları görerek kendimizi ve çocuğumuzu iyi tanıyıp, önce kendimizi sonra çocuğumuzu kabul ederek işe başlamalıyız. Çocuğunuzun sosyal olmasını kim istiyor? Kendisi mi, siz mi? Siz çok sosyal olabilirsiniz ama çocuğunuz yalnız kalmaktan daha az ama daha derin iletişim kurmaktan mutlu olabilir. Çocuğunuzun hırslı olup olmaması neden bu kadar önemli? Siz hırslı ve tez canlı olabilirsiniz ama çocuğunuz rekabetçi ve hırslı olmayabilir, daha sakin ama emin adımlarla ilerlemek onu daha güvenli hissettiriyor olabilir. Bunları görerek saygı duymak, kabul geliştirmek ve iletişimde kullanacağımız etkin dili buna göre düzenlemek çok önemli. Sadece kendisi olduğu için kabul görmeyen ve eleştirilen bir çocuğun yetersizlik ve değersizlik duygusu ile ‘mutlu’ ve ‘başarılı’ olması mümkün değil.
  • Her çocuğun ilgisi, yeteneği, güçlü olduğu konular farklı. Kimi çocuk sporda, sanatta, kimi çocuk kodlama yaparken saatin nasıl geçtiğini anlamaz. Benim çocuğumun böyle bir yanı yok demeyin. Örneğin çocuğunuz arkadaş ortamında sürekli dinleyen, sorun çözen ve yöneten olabilir. Ya da tüm doğum günü organizasyonlarını o yapıyor olabilir. Bu size çocuğunuzun organizasyon, iletişim, problem çözme, liderlik konularında etkin ve akışta olduğunu gösterir. Onu iyi gözlemlemeye çalışın. Ayrıca akışta olduğu konular hakkında konuşmak çocuğunuzla iletişiminizi güçlendirir. Özellikle ergenlik dönemi gibi bazı aileler için iletişimin zorluklarla dolu olduğu bir dönemde bu sohbetleri güvene dayalı derin bir bağ kurmak yönünde fırsat olarak kullanabilirsiniz.
  • K. Anderson Ericsson zirveye çıkmış insanlar hakkında uzun yıllar çalışmalar yapmış, çaba ve öğrenme olmadan zirveye çıkılmadığını tespit etmiştir. Çocuğunuzun zorluklarla karşılaşması onu geliştirecektir, bu sebeple hata yapmasını onu geliştirici bir faktör olarak ele alabilirsiniz. Bir konuyu başaramadıysa onu sakın başkalarıyla kıyaslamayın. Çaba sarf ediyorsa onu destekleyin. Hata yapılarak öğrenileceği konusunda sohbet edin. Siz kendi hayatınızda hatalarınızı kabul edebiliyor musunuz? Gelişim için çaba harcıyor musunuz? Kendinize bakın, rol model olmak çocuklarımıza bir şeyler anlatmaktan çok daha etkili bir yoldur.
  • Çocuğunuzun duygularını ve kendi duygularınızı iyi gözlemleyin. Duyguyu fark etmek, kaynağını bilmek ve onu yönetmek kişiyi hem gelişime hem başarıya ulaştırır. Bu hepimiz için geçerli. Çocuğunuz hangi konularda kaygı yaşıyor, üzülüyor, neler onu mutlu ediyor? Çocuğunuz stres altındaysa duygularını içselleştirerek mi (stresini içeri atar, depresyon, kaygı bozukluğu vb olarak ortaya çıkar) yoksa dışsallaştırarak mı (öfke, saldırganlık vb ) yaşıyor? Peki siz bir duygu yaşarken kaynağını biliyor musunuz ve nasıl davranıyorsunuz? Hayattaki değerleriniz ve arkasında yatan motivasyon kaynaklarınız neler? Çocuğunuzla değer çatışması yaşıyor musunuz? Bu konularda önce kendiniz üzerinde çalışmanızı öneririm. (Eğer bu konularda uzman desteğine ihtiyaç duyuyorsanız ebeveyn koçluğu üzerine bir araştırma yapabilirsiniz. Ayrıca çocuğunuzun duygularını keşfederek iletişim kurmasına yardımcı olan “Ergenliğe Geçişte Duygularla İletişim Becerileri” kitabını da ona kaynak olarak sunabilirsiniz.)
  • Çocuğunuzla yaptığınız sohbetlerde daha çok dinleyici ve gözlemci olun. Sadece dinlemek ve onun duygusunu anladığınızı hissettirmek bile çoğu zaman kendi başına etkili olacaktır. İletişiminizin en güçlü bağı duyguları anlamak ve anlaşılmak üzerine yapılanır.
  • Çocuğunuzun meslek seçimi ile ilgili bir adım geride durun. Günümüzde mesleklerin hızla değiştiği ve ortalama çalışma süresinin de uzadığı göz önüne alınırsa, bu çocukların büyük bir kısmının belki de mezun oldukları üniversiteden sonra birçok kariyer değiştireceğini, şu anda var olmayan mesleklerde çalışacaklarını öngörebiliyoruz. Kişinin seçimlerini yaparken kendini tanıması, mizacını, güçlü yönlerini, istek ve ilgi alanlarını, motivasyon kaynaklarını bilmesi onu kariyer seçimlerinde mutlu bir geleceğe taşıyabilir. Bu konuda öğrencilerle yaptığımız izotomi çalışmalarına bir göz atmanız faydalı olabilir.
  • Hayallerinizi çocuğunuz üzerinden gerçekleştirmek istiyorsanız burada sıkıntılı bir durum olduğunu fark etmenizde fayda var. Siz tam ve bütün olmadan çocuklarınızdan tam ve bütün olmasını beklemeyin. Çocuğunuzun değil kendi hayallerinizin peşinden koşun. Geçmişte yapamadıklarınızı bugün yapmayı deneyin, hiçbir şey için geç değil. Siz kendi hayallerinizin peşinden koşmazsanız çocuğunuz da kendi hayallerinin peşinden koşma cesaretini gösteremez.
  • Ona hayat tecrübelerinizi aktarın ve sadece ondaki yansımasını seyredin. Sizin tecrübeleriniz değerli ama onun hayatı için kesin öngörüler değil. Onun hayatında güvendiği ve onu yargılamayan biri olduğunuz sürece çocuğunuz sık sık sizin fikirlerinizi de dinlemek isteyecektir.

Grup koçluğu çalışmaları yaparken katılımcı annelerden biri sohbet sırasında “Kimse bana ebeveynliğin -çocuklarımı büyütürken, onları anlamaya ve doğru davranmaya çalışırken- kendimi de keşfedeceğim bir süreç olduğunu söylemedi” demişti. Ben de biri ergen iki çocuk annesi olarak ebeveynliğin en keyifli noktalarından birinin tam da bu dediği olduğunu düşünüyorum. Onlara kendi doğrularımızı dikte etmeden rehberlik edeceğimiz, onlardan da öğrenerek geçireceğimiz bu süreçte, hem çocuklarımıza kendini gerçekleştirecekleri alanlar tanıyabilir hem de kendi hayatımızda gelişim sağlayabiliriz.

“Kendi yaşamınızda dingin, keyifli, memnun ve huzurlu olun. Bu sizin çocuklarınıza bırakacağınız en büyük mirasınızdır…”

William Martin