Bazen, bir çocuğun hayat hikâyesi öyle derin bir çaresizlikle örülür ki dinlerken boğazınız düğümlenir. Görkem’in hikâyesi de işte onlardan biri. Onunla çalışan bir yetişkin olarak, mutlu ve üretken bir hel gelmesi içime su serpse de oraya varana kadar ne çok yaradan geçtiğini bilmek çok üzüyor ve çocuklarımız için yapabileceklerimizin çoğunu yapamadığımızı hatırlatıyor. Bir çocuğun onurunu korumaya çalışırken nasıl ezildiğine tanıklık etmek, insanın içini acıtıyor.
Görkem’in babası, bana oğluyla olan bağını anlatırken gözyaşlarını tutamadı. “Biz birbirimizin en iyi arkadaşıyız,” dedi. “Her cumartesi sabahı ilk sorduğu şey şu oluyor: ‘Bugün ne yapıyoruz baba?’ Onunla vakit geçirmek, dışarı çıkıp birlikte bir şeyler yapmak, hayatımızın en kıymetli parçası.”
Arkadaşları varken bile babasını tercih eden bir çocuk düşünün. Üstelik sadece oyun oynamak için değil. Bazen babasının dükkânında oturup, büyüklerin kendi yaşıyla ilgisiz sohbetlerini dinliyor. Tedarikçi ve lojistik gibi konulardan söz edilirken gözlerini kırpmadan dinleyen bir çocuk Görkem. Çünkü o, büyümek için çevresindeki yetişkinlerden ne öğrenebileceğini anlamaya çalışan özel bir çocuk.
Onunla geçirdiğim seanslardan birinde, gözlerini halıya dikmiş sessizce “Diğer çocuklar benden daha zeki. Bazen anne ve babamı hayal kırıklığına uğrattığımı düşünüyorum,” dedi. Sonra göz göze geldik. “Ama onlar beni seviyor. Bunu biliyorum. Ben de onları her şeyden çok seviyorum.” Küçük kız kardeşinden de sevgiyle bahsetti. Görkem’in iç dünyası, sandığımızdan çok daha kırılgandı ama sevgiyle doluydu.
Yaptığımız değerlendirmede, Görkem’in okuma becerileri yaşına uygundu. Ancak yazı yazma konusunda ciddi sorunlar yaşıyordu. Çok sık harf hataları yapıyordu. Matematikte ise temel işlemleri hatırlamakta güçlük çekiyordu. Özellikle bölme gibi dört işlem temellerinde bariz bir yetersizlik görünüyordu.
Babasından şunu duymuştum.
“Görkem insan canlısı, doğa sever, sanat ve sporda güçlü. Hayvanlara olan sevgisi bambaşka. Geçenlerde kayınpederimin bahçesindeki kangal köpeği ağır bir enfeksiyon geçirdi. Ateşi vardı, canı yanıyordu. Görkem, köpeğin kaldığı kulübenin önünde geceyi geçirmek için ısrar etti. Her saat başı uyanıp su verdi, kontrol etti. Sabah büyükannesi kahvaltıya çağırmak için gittiğinde onu köpeğin boynuna sarılmış halde buldu, hikâyeler anlatıyordu. Şimdi o köpek sağlıklıysa, bunu Görkem’e borçluyuz.”
Ve sonra durdu: “Bu çocukta her şey var… Tek ihtiyacı, bu yolda acı çekmeden yürüyebilmek.”
Görkem, açık lise eğitimine geçtikten sonra bazı şeyler değişti. Okul koridorlarında değil, artık evin içinde özgürce dolaşıyor, utanmadan yazılarını yazıyor, yanlış yapma korkusu olmadan matematikle yeniden tanışıyordu. Öğrenmenin yeniden güvenli bir hale geldiği bu alanda, adım adım büyüyordu.
Ama bu çocuğun ihtiyacı olan şey yalnızca yeni bir eğitim sistemi değildi. O, utandırılmadan, kıyaslanmadan, duyulmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyuyordu. Görkem’in hikâyesi, aslında binlerce çocuğun hikâyesi… Sessiz çığlıklarla dolu, görünmeyen mücadelelerin olduğu bir dünya.
Ve biz yetişkinlere düşen belki de sadece şu: Onlara eşlik etmek. Kendi yollarını bulabilmeleri için bir süreliğine ellerinden tutmak. Çünkü bazen en güçlü iyileşme, “Ben senin yanındayım” cümlesiyle başlar.
Dr. Umut Kısa, Ergen Psikoloğu, İzotomi Analisti