Bir Çocuk Utanmayı Öğrendiğinde, Öğrenmeyi Unutur (bölüm 1)

“Tek tip” bir sistemde farklı olmak, bazen ceza gibi yaşanır.

Görkem her sabah okula gitmeden önce uzun uzun aynaya bakardı. Belki kelimeleri düzgün yazamıyor, dört işlemde arkadaşlarının hızına yetişemiyor, tahtada en basit problemleri çözmekte zorlanıyor ama saçlarının taranmış olmasına, üstünün başının temizliğine dikkat ederdi. Temiz olmak, onu “dalga geçilecekler listesinde” biraz daha geride tutuyordu.
Ama Görkem’in asıl temiz kalmaya çalıştığı yer, kalbiydi.

Sekizinci sınıfta öğretmeni ve psikolojik danışmanı, ailesine onun sınıfta kalmasının iyi olabileceğini söylediğinde, annesi duyduklarına önce inanamadı. Ardından sadece bir cümle kurdu:
“Sınıfta kalmak, oğluma hiç olmadığı kadar aptal olduğunu hissettirecek.”

Haklıydı.
Görkem’in ihtiyacı daha sınıfta kalmak değil, okulda anlaşılmaktı.
Ama sistemin ona sunduğu tek seçenek, tekrardı.
Tekrarlamak…
Aynı konuları, aynı sınıfı, aynı utançları, aynı yaraları.

Öğrenemediği değil, öğretilmemiş bir şey vardı.

O yıl boyunca Görkem’in sınıf arkadaşları onun yazılarına güldü. Böcekler hakkında yazdığı bir metne bir öğrenci “gerizekâlı yazısı” dedi. Öğretmeni buna ses etmedi. Görkem’in ismi sık sık tahtada duyuluyordu. Ama bu, bir başarıyı tebrik için değil; sınıfın önünde küçük düşürülmesiyle ilgiliydi.

Öğretmeni, “Hatalar onu daha çok motive eder” diye düşünmüştü. Hatta sahnede uzun süre tutarak onu çalışmaya teşvik edebileceğini düşündü. Tek yaptığı utancı büyütmekti.
Ama bazı çocuklar için hata yapmak, çok utanmak demektir.
Bazı çocuklar için sınıfın önüne çıkmak, yetersizliğini sergilemek demektir.

Bu çocuğun adı Görkem olabilir, ama hikâyesi binlercesine ait.

Sistem bazen tüm çocuklara “tek beden” bir eğitim sunar. Eğer bir çocuk bu kalıba sığmazsa, sorun çocukta aranır. Öğrenme güçlüğü, dikkat dağınıklığı, farklı öğrenme stilleri ya da duygusal hassasiyetler… Bunların hiçbiri dikkate alınmaz. Oysa öğrenememek, çoğu zaman çocuğun zekâsıyla değil, sistemin esnekliğiyle ilgilidir.

Görkem’in ailesi, aylar süren çırpınışların ardından açık lise sistemine geçmeye karar verdi.
Okuldan kopmak değil, okulun onda açtığı yaralardan uzaklaşmak istediler.
Annesi şöyle dedi:
“Onunla alay edilmeyen, olduğu gibi kabul edildiği bir yerde yeniden öğrenmeye başlayabileceğine inanıyoruz.”

Zor karar verdiler.
Ama bir gün, sınıf öğretmeninden şu cümleyi duyunca bir şey koptu:
“Biz burada herkese aynı davranıyoruz. Tek adil yol bu.”

Hayır.
Adil olmak, herkese aynı davranmak değil; her çocuğa ihtiyacı olanı verebilmektir.

Görkem o yıl çok şey öğrendi.
Matematik değil.
Doğru yazım da değil.
Ama insanların küçük düşürülmesinin ne demek olduğunu öğrenebileceğini öğrendi.
Ve utandığı için artık öğrenmekten kaçtığını fark etti.
Bir çocuğun kendini savunmak zorunda kalması, hele ki her gün, ağır bir yük.

Peki sonra?

Görkem hâlâ öğreniyor. Hâlâ zorlanıyor. Ama artık her sabah aynaya sadece dış görünüşü için bakmıyor.
Gözlerinin içine daha uzun süre bakıyor.
Çünkü sonunda biri ona,
“Sen eksik değilsin, sadece sistem seni görmedi.” dedi.

O biri önce annesiydi.
Sonra bir terapist.
Sonra bir gönüllü öğretmen.
Ve belki şimdi bu satırları okuyan siz…

Dr. Umut Kısa, Ergen Psikoloğu, İzotomi Analisti